William Shakespeare’in Hamlet’i ile Edmond Rostand’ın Cyrano de Bergerac’ı, tiyatro yazınında en sevdiğim eserlerdir. İki eseri de defalarca kez okudum ve yetmeyince bazı tiratları odamda bir ileri bir geri yürüyerek hararetle seslendirdim. Hamlet’te, Danimarka tahtına kurulan alçak komployu deşifre eden, oyun içindeki oyunda, Gonzago’nun “İnanıyorum söylediğini candan söylediğine…” ile başlayan o tiradı ne anlatıyordu? Sevgiye, hakkaniyete ve talihe (fortuna) ilişkin bilgece sözlerdi kuşkusuz. Peki ya Cyrano’nun o meşhur “İstemem, eksik olsun!” tiradı? Dik başlılığın, onurun ve erdemin savunusu; yüce sanata eşsiz bir methiye!
Shakespeare’in tüy kalemi ile Rostand’ın dolma kalemini övmeye satırlar yetmez. Onların bu iki ölümsüz eseri yazarken yaşadıkları, ilham kaynakları ve çektikleri sancı ise her daim -en azından benim açımdan- merak konusu olacak. Şanslıyım ki sinemada bu merakımı teskin edecek, bana cevap sunacak iki film var: Cyrano, My Love (2018, yön. Alexis Michalik) ve Hamnet (2025, yön. Chloé Zhao).
Cyrano, My Love filmi, Rostand’ın 20. yüzyılın şafağında Paris’te sahnelenen ve Romantizmin şahlanarak dönüşünü sağlayan “Cyrano de Bergerac” oyununun yazım ve sahneleniş sürecini işliyor. Bunu ise Cyrano’nun ruhuna uygun şekilde; nükteli, esprili bir seyir hâlinde ve epik vurgularla yapıyor. Bir imparatorluk kurmak için fethe çıkmak ile bir sanat eseri yaratmak aslında aynı rahimden, arzudan doğar. Sanatçı da fatihler gibi arzusunun peşinden dolu dizgin ilerlemelidir. Arzu, tanrıların nektarı olan ambrosya ile dolu yakut işlemeli bir zafer kadehi gibi kavranmalı ve kana kana içilmelidir. Sanatçıyı tutkusu ve arzusu yönlendirmiyorsa ortada bir sanat eseri değil, mekanik yahut ideolojik bir üretim var demektir. Komedi ise Rostand’ın Cyrano’yu yazarken çektiği maddî sıkıntıları, yaratım buhranını, üstündeki ağır baskıyı gölgelemeden -hatta onları daha da vurgulayarak- bizlere aktarmanın bir yöntemidir filmde.
Hamnet ise bir dram olarak dozu seyreltilmiş, ağır ağır gelişen bir trajedi sunmakta. Babasının borcuna karşılık bir ailenin oğullarına Latince dersi veren Shakespeare’in Agnes’le tanışması, büyülenmişçesine ona âşık olması, Agnes ile evlenmesi, akabinde ilk çocukları Susanna’nın doğumu, Shakespeare’in kendini gerçekleştirmek amacıyla -ve Agnes’in de teşviki ve desteğiyle- Londra’ya gitmesi ve ailesini arkasında bırakması, sürekli gidiş gelişler, Judith ve Hamnet’in doğumları; veba, evlat kaybı, yas, suçluluk, pişmanlık ve hoşça kal diyememenin omuz çatırdatan yükü… Trajedi film boyunca yavaş yavaş büyüyüp göğü karartan fırtına bulutları gibi çörekleniyor. Trajedinin boşanması ise final sahnesinde oluyor ve gözden boşanan yaşa eşlik ediyor.
Shakespeare ile Rostand gerçekten de bu iki filmde anlatıldığı gibi bir süreçten geçmemiş olabilirler ve bu kuvvetle muhtemel. Ancak yine de hem Shakespeare’i hem Rostand’ı Hamnet ve Cyrano, My Love filmlerindeki hâlleriyle memnuniyetle benimseyebilirim. İki film de tiyatronun, edebiyatın, sanatın bu iki üstâdına birer saygı duruşu olarak kabul edilmeli. İyi ki vardınız, iyi ki yaşadınız, iyi ki düşlediniz ve iyi ki yazdınız!

Cyrano, My Love (2018, yön. Alexis Michalik)

Hamnet (2025, yön. Chloé Zhao)
Yorum bırakın