Kelimelere Dair (1)

            Bir musahhih ve editör olarak ekmeğimi kelimelerden kazanıyorum. Ekmeğime ve emeğime duyduğum saygı dolayısıyla dahi kelimelere -özenden öte- bir düşkünlük gösteriyorum. Dahası, bir şair ve yazar olma iddiasında bulunduğum için mevzu derinleşiyor ve daha özel, şahsî bir bağlam oluşuyor.

            Kelimeler ciddiye alınmalı ve savunulmalıdır. Bazı kelimeler ise âdeta bir kale gibi, bir şehir gibi, hatta bir vatan gibi savunulmalıdır. Çünkü bu kelimelerin oluşumunda harfleri bir araya getiren, sesletimi sağlayan şey insan kanı olmuştur. Bu türden kelimelere her devirde verilecek en bariz örnekler; hürriyet, inanç, adalet, öç… Bu kelimeleri fethetmek, kuşatmak, ele geçirmek ya da tümüyle imha etmek amacıyla kaç ordu telef olmuştur, Tanrı bilir! Nasıl ki dünya üzerinde herhangi bir dava, verdiği şehitler nispetince kutsalsa kelimeler de uyandırdıkları infial kadar kıymetlidir. Çünkü kanın akması gerekir, yaşamak ve yaşatmak için. İnsanlar bir gün gelir de hangisini daha önce unutur: Farz-ı misal, tüy kelimesini mi yoksa hürriyeti mi? Bu noktada, asıl tartışma konusu ölçütün insan olmasıdır.

            Dil, insanîdir ve insanî olanın ölçüsü elbette insan olacaktır. Dilden kasıt, insana özgü ve muhatabı sadece insan olan iletişim ve anlamlandırma sürecidir. Öyleyse toparlayalım: İnsana özgü ve muhatabı sadece insan olan kelimeler, ne kadar çok infial uyandırır ve ihtilaf yaratırsa o kadar çok insanı çatışmaya sürükler; o denli çok kanın akmasına sebep olur; o ölçüde kalıcılaşır. Kalıcı olmak ise başlı başına bir kıymeti haiz midir? Tartışmaya yeni bir açılım kazandıran bu soruya yanıtım: Kalıcı olan şey hakkında farklı yer ve zamanlarda, farklı kimselerce birçok hüküm verilir ve bu hükümler birbirini ilga eder yahut onar; sâkıt olan kıymete binebilir ve kıymet verilen ise gözden düşebilir. Kalıcı olmak, tartışmaya açık olmaktır – hakkında kesin hükme varılması değil. Şayet -Hegel’in ifadesiyle- “Minerva’nın bozbaykuşu alacakaranlıkta kanat çırpar” da nihâyetinde bir yere konarsa ancak o vakit bir şeyin esas mahiyeti ortaya çıkacaktır. İnsanın kesinlik/katiyet arzusu tatmin olduğunda bir şeyin asıl kıymet derecesi belirlenebilecektir.

            Tüm bu buğunun ve muğlaklığın içerisinde nice kan dökülecek ve nice tartışmalar palazlanacaktır. Kelimeler belki de son insanın kıymet terazisindeki ağırlığı kadardır, kim bilir?


Yorum bırakın