Hikâyeler
-
“Shramta pehit moviyare şens sadzebnada…” Sürüsünden geri kalmış ve göçünü tamamlayamadan yere çakılmış bir turna ölüsü kadar ağırdı, cebimde taşıdığım yüzük. Sâkıt bir iddia yahut mağlup olunmuş bir meydan okuma. İşaret ve başparmağım arasında döndürüp durduğum gümüş bir çember. Gözlerim alıştığından mıdır yoksa odayı karanlık bastığından mı bilmem ancak ışıltısı kaybolmuştu. Saatlerdir iki parmağımın
-
Beni çağırmadın ve dahası, senin için yola çıkmama gerek olmadığını belirterek endişemi yatıştırmak istedin. Sana kalsa altı üstü yalnızca biraz bitkindin, belki de hastaydın ve ikide bir “Ne var bunda canım?” diyordun. Oysa kısacık telefon konuşmamızda; sıkıntını bastıramadığın, sesinin titremesine engel olamadığın an ben bunu bir davet saydım. Yanında olmam gerektiğine dair bir işaret, örtük