Uncategorized
-
gece kuşlarının kursağında kaynıyor şafakpuslu ve kısır bir göğün saçağında yalnızımgöz kapaklarımın altı hayâlsiz ve de çorakbir hudut köyünün delisi kadar ıssızım fecrin çürük dudaklarında tuzlu bir şarkıdırardımda bıraktığım şehirlere düşen güneşkırk günlük yağmurlarda ıslanmışçasına ağırbir günahla yürüyorum kör şeytanımla hoşbeş kör gözü yuvasında felfecir okuyan şeytanhinlik öğütle bana ya da galîz küfürler saçişte tanrı…
-
Bir musahhih ve editör olarak ekmeğimi kelimelerden kazanıyorum. Ekmeğime ve emeğime duyduğum saygı dolayısıyla dahi kelimelere -özenden öte- bir düşkünlük gösteriyorum. Dahası, bir şair ve yazar olma iddiasında bulunduğum için mevzu derinleşiyor ve daha özel, şahsî bir bağlam oluşuyor. Kelimeler ciddiye alınmalı ve savunulmalıdır. Bazı kelimeler ise âdeta bir kale gibi, bir şehir…
-
William Shakespeare’in Hamlet’i ile Edmond Rostand’ın Cyrano de Bergerac’ı, tiyatro yazınında en sevdiğim eserlerdir. İki eseri de defalarca kez okudum ve yetmeyince bazı tiratları odamda bir ileri bir geri yürüyerek hararetle seslendirdim. Hamlet’te, Danimarka tahtına kurulan alçak komployu deşifre eden, oyun içindeki oyunda, Gonzago’nun “İnanıyorum söylediğini candan söylediğine…” ile başlayan o tiradı ne anlatıyordu?…
-
Masalları sevmemin başlıca sebeplerinden biri, zaman ve mekândan âzâde olmaları. Masallar, tarihin herhangi bir kesitine ya da yeryüzünün herhangi bir noktasına hapsedilemez. Masallara dair kanıtlamanız gereken hiçbir şey yoktur. Hem ayaklarınızın yere basması niçin gereksin, zaten bu dünyanın herhangi bir köşesinde bulunma zorunluluğunuz yoksa? Bir zamanlar bir kral varmış… Zaten hemen her yerde ve…
-
Yılların sancıyla geçer ama milâdın olmaz.Kendi kendinin Meryem’i, Ruh’u ve Tanrı’sı sen!Çarmıhın çoktan çakılmış – bir cümbüş avaz avazAdın yerde lekelenir, gökte muştulanırken;Kimisi şair der sana, kimisi ise dilbaz. Mürekkepten tiksinirsen şiir ardında kalsın.Âmâ bir kâtibe yazdır yüz kızartan aşkını.Sağır bir çingene çağır – kitarasını çalsın,Sen pes perdeden söylerken o mâtemdar şarkını.Günahını dostuna sat, otuz…
-
Rüyâsında en müşfik hâliyle kadını gördü. Adam hafızasının eski bir mekânında, lisedeki bir derslikte, uğuldayan bir sınıf kalabalığıyla çevriliydi. Kadın ise aniden adamın yanı başında belirdi. Oysa kadın, adamın kişisel tarihçesinin o bölümünde bir özne olarak henüz yer almıyordu. Belki de kadının o dönem için ideal bir form, cilalı bir fetiş nesnesi, romantik bir imaj…